top of page

9. Ortakyaşam İlişkisi

Geldik kitabın en uzun bölümüne. Önceki bölüm (Yalnızlık) şu tespitle bitmişti:


Ana-babanın narsisist kişiliklerini çocuklarına yansıtmaları, çocuğun özerk bir varlık olmayı öğrenememesi ve dolayısıyla narsisist eğilimli bir yetişkin olmasıyla sonuçlanır. Böyle bir yetişkinin en belirgin özelliklerinden biri, kendi benlik sınırlarını gereğince çizememiş olması sonucu, özellikle karşı cinsle ilişkilerinde «ortak-yaşam» beraberliği kurma eğilimidir.

Ortak-yaşam ilişkisi dendiğinde istenen bir yaşama şekli olmadığını bilmemiz gerekiyor. Biyolojik olarak hayatta kalmak için evrimleşmiş bir yaşama biçimi olsa da söz konusu insan olduğunda çok da tercih edilmememsi gereken bir yaşam biçimi olduğu ortada. Evrim Ağacı internet sitesinde ortak-yaşam şu şekilde tanımlanmış:

Simbiyoz, genel olarak canlılar arası bir ilişki türü olmakla birlikte, bu ilişkiye katılan (ortak olan) tüm canlıların fayda görmesi sonucu oluşur (mutualizm ile eş anlamlı olarak kullanılabildiği gibi, bazı kaynaklarda ilişki türlerinin tümüne verilen isimdir)...
Simbiyozda genel olarak ilişkiye ortak olan canlıların uzun süreler ve hatta ömür boyu birbirleriyle ilişki halinde kaldığı varsayılır.

Canlılar neden ortak-yaşam ilişkisi ihtiyacı hissettiler? Kendilerinin yapamadığı bir şeyi yapan bir başka canlıdan yardım alarak hayatlarını devam ettirebilirler. Belgesellerde görürüz bir köpek balığının etrafında onlarca küçük balık gezer. Bir suaygırının üstünde kuşlar beslenir. Bir arı bir çiçekten beslenir, çiçek bu sayede ürer vs.


Ortak-yaşamdan ne kastedildiğini anladığımıza göre bu bölüme geçebiliriz.


Bu bölümü yazmaya başladığımda aşağıdaki alıntıyı aktardım ve reddetme konusunun ne kadar önemli olduğunu gördüm. Sadece bu konuyu değerlendirdiğim bir yazı yazdım. Şuradan okuyabilirsiniz. Gelelim bu bölüme.

"Önceki bölümlerde de belirtildiği gibi, ana-babanın çocuğu açıkça reddetmesi ya da bu duygusunu bilinçdışına iterek çocuğunu aşırı koruması ya da ondan kusursuz davranışlar beklemesi, kendi yalnızlığını gidermek için çocuğuna aşırı düşkünlük göstererek büyümesini engellemesi ve de ulaşılmamış amaçlarını çocuğun gerçekleştirmesini beklemesi gibi kusurlu tutumları çocuğun gelişimini aksatır ve benliğinin sınırlarını oluşturabilmesini engeller. Böyle bir çocuk, yetişkinliğe ulaştığında, yakın insan ilişkilerinde ve özellikle karşı cinsle olan ilişkilerinde, benliğinin eksik kalmış sınırlarını birlikte olduğu kişiyle tamamlamaya çalışır."

Bu bölüm birey olarak kalmayı başarırken birlikte yaşamayı beceren insanları işliyor. Aslında şimdiye kadar ki bölümlerde hep kişiyi inceledik. Bu bölümde ise insanlardan/yaşamaktan korkan, içinde öfke olan, kendisini değersiz hisseden, kaygılı, sorumluluklarından kaçan, yalnız kalmayı beceremeyen bir insan kendisine nasıl eş seçer, insanlarla nasıl ilişki kurar ona bakacağız. Böyle bir insanın nasıl çocukları olur?


Bu arada yeri gelmişken nasıl iyi anne baba olunur? Çocuk yetiştirirken hangi yöntemi izlemeliyiz gibi konularda özellikle Doğan Cüceloğlu'nun çok faydalı kitapları var ayrıca Selçuk Şirin'in de yine demokratik aile ile ilgili kitabı da faydalı. Fakat bu kitaplar her ne kadar doğru olsa da asıl mesele insanın kendisinde bitiyor. Ezberlenerek yapılamayacak bir şey anne babalık. Sırf bir kitapta yazıyor diye insan değişmiyor. Bu her konu için geçerli. Önemli olan insanın kendisini tanıması, neyi niye yaptığını bilmesi.


Anne babalar olarak çocuklarımızı ayrı bir varlık olarak algılamalı ve benlik sınırlarını geliştirmelerine olanak tanımalıyız. Özerklik şifre kelime. Özerk olma yukarıda bahsi geçen olumsuz özelliklerin tamamının karşılığı. Yani hangi özelliğiniz zayıfsa bilin ki özerkliğiniz o noktada zayıf.


Bu bölümde iki şekil var. Eksik bir kadın ve eksik bir erkeğin birlikteliği ve tam iki bireyin birlikteliği. İdeal olanı iki tam bireyin birlikteliği tabi ki.



İlk aile iki yarımın bir bütün ettiği aile. Kendisi yarım olan bir insan doğal olarak çocuğuna doğru bir anne-babalık da yapamıyor. Her şeyin başlangıcı bu resimde gizli. Aslında yanlış bir grafik. Bence durum daha gerçekçi şekilde şu.


Ortakyaşam ilişkisi içinde olan anne baba da zaten özerk değillerdir ve yaraları vardır. Dolayısı ile bu anne babanın çocuğu da sağlıklı olamayacaktır.
Kendisi de Yaralı Olan Anne Baba

Engin Geçtan yarım daire ile neyi simgelediğini biliyorum ama anne babanın ne kadar yaralı olduklarını üç boyutlu bir görselle daha iyi temsil edeceğimizi düşündüm. Hem anne hem de baba zaten kendi ailelerinden aldıkları kötü tavırlarla ayakları üstünde durmayı, yaşadıkları hayatla yüzleşebilmeyi öğrenememiş durumdalar. Zaten onlar reddedici bir ailede büyüdüklerinden çocuklarını da bu şekilde yetiştirmeye devam etmektedirler. Yukarıdaki temsili resim ile ifade edilen anne bana ortak yaşam ilişkisi içinde maalesef iki yarımın bir bütün etmesi durumunu dahi yaşayamamaktadırlar. Engin Geçtan'ın temsili şemasında sanki iki Yarım bir bütün edecekmiş gibi bir izlenim doğuyor. Tekrar ediyorum tabi ki neyi kastettiğini anlıyorum ama aslında iki yarım şeklinde ifade edilen gelişmemiş anne ile babanın bir arada bütün olacakları yanlış bir yorumlama olur.

Şema I'deki ilişki, sevgi umuduyla başlar. Ancak iki tarafın kısa sürede birbirine aşırı bağımlı duruma gelmesi, giderek açık ya da maskelenmiş kızgınlık duygularının gelişmesine neden olur. Çünkü, her biri diğerini özerkliğini engelleyen bir etken olarak algılamaya başlar. Böylece, sevgiye ulaşmak için kurulan beraberliğe, genellikle sadist-mazoşist öğeleri içeren olumsuz duygular egemen olmaya başlar. Çoğu zaman kişiler bu sürecin bilincinde değildir ya da farkeder gibi olsalar da durumu görmezlikten gelmeye çalışarak ilişkiyi sürdürürler.
Şema II'deki ilişki de sevgi umuduyla başlar. Ancak her iki taraf da birbirine aşırı bağımlı olmadığından, ilişkinin içinde yok olmaktan korkulmaz. Üstelik, özerk birer varlık olduklarından bağımsız yaşantılarından edindikleri zenginlikleri ilişkiye katarak beraberliğin sürekli bir evrim içinde olabilmesini ve canlı kalabilmesini sağlarlar. Bu, kişilerin birbirlerini ilişki içinde kapatmaya çalışmadıkları, birbirlerinin özerkliklerine saygı gösterebildikleri, birbirini yitirme korkusunun yaşanmadığı bir beraberliktir. Gerçek sevgi bağıdır.

2. şekil ideal olan. İki kişi birbirine bağımlı olmayacak, insan ilişkinin içinde yok olmaktan korkmayacak. Özerk birer varlık olacak. Bu şekilden çıkan en önemli sonuç insan özerk olmayı öğrenmeli. Hayatın amacı: özerk olmak.



Bu alıntıda önemsediğim ayrıntı herkes kendisi kadar olgun birisini bulur. Geçmişte veya şu an hayatımıza kötü insanları almışsak bunun sorumlusu aslında biziz. Kendimizi, gözümüzde büyütme eğiliminden kurtarabilirsek yani hatalarımızla yüzleşebilirsek göreceğiz ki yaptığımız yanlış tercihler aslında kendi eksikliğimizin göstergesi. Şimdi geçmişime bakınca görüyorum ki meğersem özerk olma konusundan çok uzakmışım. Hatta hala da eksiklerim var. Ama en azından artık başkalarını suçlamıyorum. Bundan vazgeçeli çok zaman oldu.


Şu an en büyük derdim oğlumu iyi yetiştirebilmek. Geçmişim kötü anıları çoğu zaman bunu yapmamı engellese de elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Bu yazdıklarımı kimler okuyor bilemiyorum. Belki okuyan kişi bir anne yada baba ya da anne babasından memnun olmayan bir genç. Bunu bilemiyorum ben bir zamanlar gençtim ve anne babam yanlış şeyler yaptılar bunu biliyorum ve şu an babayım ve oğluma yanlış şeyler yapmamaya çalışıyorum bunu biliyorum. Bir kısır döngü içinde olduğumun farkındayım ve bu laneti kırmak istiyorum.



Olgun olan ve olmayan birisi birbirini gerçekten fark etmez mi? Yada fark eder ama anlaşamazlar mı? Geçmişte çok fazla ortak-yaşam ilişkisine muhtaç olan bir insan olduğum için o kadar iyi biliyorum ki bu durumu. Yalnız kalmak o kadar zor gelirdi ki sevsem de sevmesem de birileri ile birlikte olurdum. Bir kaç kere de aşağılanarak terslendiğim de olmuştu.


Üniversite yıllarında o kadar zavallıydım ki sırf birileri benimle arkadaşlık etsin diye peşlerine takılırdım. Lisedeyken o kadar sorun yoktu. Beni seven benim de sevdiğim arkadaşlarım vardı ama üniversitede çok zorlandım. Hala aklımda çoğunlukla kötü anılar var. Benlik sınırlarımı çizememiştim. Ben kimim, neyim, neyden zevk alırım bilmiyordum. Kendimi tanımam ve keşfetmem mümkün olmamıştı. Kendimi değersiz hissediyordum, yalnız kalmayı beceremiyordum, içimde öfke vardı, kaygılarım bana bir yüktü ve sorumluluklarımdan kaçıyordum. Yani bu kitapta şimdiye kadar okuduğum her şey ben de vardı. Peki sadece kötü bir anne babam olduğu için mi bu şekildeydim? Hayır, sadece o değil. Sahip olduğum genetik kodlar da bu şekilde bir insan olmamam sebep olmuştu. Aslında bu genetik yapımda ailemden geldiği için yine dolaylı olarak onlar suçlu oluyorlardı ama ne fayda. Berbat bir çocukluk ve gençlik geçirmemi engellememişti bu.


Bir zamanlar reddedilmiş bir kız çocuğu anne olduğunda kızına nasıl davranır, oğluna nasıl davranır? Aynı şekilde bir zamanlar ailesi tarafından reddedilmiş bir erkek çocuğu baba olduğunda kızına nasıl, oğluna nasıl davranır? Kitabın ilerleyen bölümlerinde bütün bu olasılıklar ele alınmış.


Ortakyaşam İlişkisi bölümünün bundan sonraki kısmı bir çok senaryoyu ele alıyor. O kadar farklı ihtimaller var ki. Kötü bir geçmişe sahip anne oğluna farklı, kızına farklı davranabilir, kocası ile olan ilişkisine göre çocuklarına olan tavrı değişebilir. Kötü geçmişe sahip baba kızına, oğluna farklı davranabilir.


"Evliliğindeki mutsuzluğunu ve yalnızlığını oğluyla gidermeye çalışan bir anne, gerçekleşmemiş beklentilerini oğluna yüklemeye çalışan bir baba, kendi annesine ilişkin sorunları kızına aktararak ona yönelik kıskançlık nöbetleri yaşayan bir baba, erkeklere yönelik öfkesini kızma aşılayan bir anne, kendi annesine ilişkin sorunları çözememiş olduğu için eşinin oğullarına gösterdiği ilgiyi kıskanan bir baba, kendi annesine ilişkin olumsuz duygulanan kızma aktaran bir baba vb. durumlar, çocukların gerek benliklerinin gerekse cinsel kimliklerinin gelişimini aksatan etmenlerdir."

Not: Bu bölümde referans gösterilen diğer yazılar:

 
 
 

Yorumlar


Abonelik Formu

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

©2020, Okunduğu Gibi tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page